Anksiyete bozuklukları, bireyin hem ruhsal hem de bedensel sağlığını derinden etkileyen, yaşam kalitesini düşüren ve günlük işlevselliğini bozan psikiyatrik rahatsızlıklardır. Günlük yaşamda herkes zaman zaman kaygı hissedebilir; ancak bu kaygı sürekli hale geldiğinde, kontrol edilemez boyutlara ulaştığında ve bireyin yaşamını sınırlandırmaya başladığında artık bir ruh sağlığı sorunundan söz edilir. İzmir anksiyete tedavisi, yalnızca belirtilerin azaltılmasını değil, kaygının altında yatan nedenlerin anlaşılmasını ve iyilik halinin oluşturulmasını bir o kadar gelecek için kaygıyı yönetme becerisi kazanmayı hedefler.
Psikiyatrik değerlendirme ve tedavi süreci, her bireyin yaşam öyküsü, kişilik yapısı ve yaşadığı stres faktörleri göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Dr. Olga Gökbulut, İzmir Bayraklı’da yürüttüğü klinik çalışmalarında anksiyete bozukluklarını bütüncül bir yaklaşımla ele almakta; tıbbi tedavi ve psikoterapiyi birlikte değerlendirerek kişiye özel çözümler sunmaktadır.
Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedir?
Anksiyete bozukluğu; kişinin kendini sürekli tehdit altında hissettiği, içindeyken adeta nefes aldırmayan bir kaygılar denizi olarak tanımlanabilir. Bu bozukluk, birçok farklı şekilde ortaya çıkabilen ve bireyin yaşamının pek çok alanını etkileyen bir grup ruhsal hastalıkların ortak adıdır. Kaygı bozukluğu yaşayan birey, çoğu zaman bu durumun psikolojik kökenli olduğunu fark edemez ve yaşadığı belirtileri ciddi bir bedensel hastalıkla ilişkilendirir.
Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?
Kaygı bozukluklarında sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Çarpıntı,
- Boğuluyor gibi olma hissi
- Titreme
- Terleme
- Sıcak basması ya da ürperti, üşüme
- Bağırsakların hareketliliğinde artış
- İdrara sıkışma
- Bayılacak gibi hissetme
- Tariflenemeyen bir korku, kötü bir şeyler olacak endişesi
- Sevdiklerini kaybetme korkusu
- Ölüm korkusu
- Kontrolünü kaybetme korkusu
- Sosyal bir ortamda söz alamama
- Söz verildiğinde kızarma, kekeleme, utanma, affedilemez bir gaf yapmaktan korkma
- Aile bireyleri söz verdiği saatte evde olmadığında başlarına kaza gibi kötü bir şeyler geldiğinden aşırı endişe duyma
- zihnine gelen kötü düşünceleri uzaklaştırmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar
Anksiyete bozuklukları çoğu zaman bedende belirgin fiziksel belirtilerle kendini gösterdiği için kişiler ilk olarak kardiyoloji, göğüs hastalıkları veya dahiliye branşlarına başvurabilir. Hatta birçok bireyde ilk tanı acil serviste konur. Kişi, yaşadığı bu yoğun bedensel belirtilerin kaygı kaynaklı olduğunu kabul etmekte zorlanır ve hastalığı kabullenme süreci zaman alır.

Anksiyete (Kaygı) Bozukluğu Nedenleri Nelerdir?
Kaygı duygusu, evrimsel olarak insanın hayatta kalmasını sağlayan temel bir mekanizmadır. Tehlike anlarında kaçmayı, saklanmayı ya da mücadele etmeyi mümkün kılar. Ancak bu sistem bozulduğunda, gerçek bir tehdit yokken de sürekli alarm verir. Anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin sıklıkla dile getirdiği düşünce kalıpları “Ya şöyle olursa; ya böyle olur!” şeklindedir. Endişeli düşünce şemalarını beyinlerinin arkasından gelen sürekli konuşan bir iç ses olarak tanımlarlar.
Bu endişeler çoğu zaman gerçekte yaşanmış bir olaya dayanmaz. Zihin, adeta bozulmuş bir hırsız alarmı gibi, ortam uygun olsun ya da olmasın sürekli çalar. Bozuk alarm geleceğe dair kendi yazdığı sanal felaket senaryoları adına çalmaktadır. Aslında bu kaygı hali, bireyi yaşamını gözden geçirmeye çağıran bir işaret niteliği taşır. Bireyin iç dünyasında yaşadığı çatışmalar ve yakın çevresiyle olan ilişkilerinde yaşadığı sorunlar bu alarm sistemini daha da hassas hale getirmiştir. Kaçınma, halının altına süpürme, görmezden gelme davranışı içsel alarmı bozar ve uygun olsun, olmasın çalan bir acil butonu halini alır.
Panik Bozukluk Nedir ve Belirtileri Nelerdir?
Panik bozukluk, aniden başlayan ve genellikle on dakika içinde zirveye ulaşan yoğun kaygı ve korku ataklarıyla seyreden bir anksiyete bozukluğudur. Ataklar yaklaşık yarım saat sürer, ardından azalır; ancak gün içinde tekrar edebilir. Panik atak sırasında kişi, yaşadığı belirtileri kalp krizi ya da felç geçiriyor gibi algılayabilir.
Panik bozuklukta görülen belirtiler arasında nefes darlığı, çarpıntı, göğüste ağrı ya da sıkışma hissi, boğulma duygusu, terleme, titreme, sıcak basması, parmaklarda soğuma ve uyuşma, baş dönmesi, bayılacak gibi olma hali yer alır. Bu bedensel belirtilere yoğun bir korku, dehşete kapılma, öleceğini ya da aklını yitireceğini düşünme eşlik eder.
Panik atakların tekrar edeceği korkusu, bireyin kalabalık alanlardan, kapalı mekânlardan ya da yardım alamayacağını düşündüğü ortamlardan kaçınmasına neden olabilir. Bu durum agorafobi olarak adlandırılır ve kişinin yaşam alanını ciddi biçimde daraltır. Kendini güvende sandığı ev ortamı ya da kendi mahallesi içerisine hapseder. Bu alanın dışı kaygı bozukluğundan muzdarip birey için‘belirsizlik’ içermekteyken bu alan güvenli algılanır.
Kaygı bozukluğu yoğun yaşantılandığında tabloya depersonilizasyon, derealizasyon eklenir. Kişi bazen kendisini bazen içinde olduğu ortamı gerçek dışıymış gibi algılar. Bu algının bir hastalık olduğunu bilir, bu yüzden gerçeklikten kopmaz ama yine de gerçek ile zihinde ki sanal ortamın uyuşmadığını hissel olarak fark eder. Depersonizasyon da “Kendim bana yabancı geldim sanki otomatik pilotta gibi davranıyordum.” Derealizasyon da “İçinde olduğum sahne sanki bir film karesiydi. Ben dışarıdan kendimin içerisinde gördüğüm o sahneyi izlemekteydim.”
Yaygın Anksiyete (Genelleşmiş Kaygı) Bozukluğu Nedir?
Yaygın anksiyete bozukluğu; bireyin günlük yaşamın olağan durumları karşısında bile aşırı, sürekli ve kontrol edilemeyen bir kaygı hali yaşamasıyla karakterizedir. Ev işlerini yetiştirememe, arabanın bozulması, iş yerinde verilen sorumluluğu yerine getirememe, randevuya geç kalma ihtimali, çocukların sağlığına dair gerçek üstü çıkarımlarda bulunma ya da eve geç geldiklerinde sevdiklerinin başına kötü bir şey gelmesine dair aşırı korkular üreten bir düşünsel sürekli endişeli olma halidir.
Bu bozuklukta kişi, zihninde kendi yazdığı korku verici felaket senaryoları üretir ve bunların gerçekleşmesinden aşırı derecede endişe duyar. En az altı ay süreyle hemen her gün ortaya çıkan gerginlik, uykusuzluk, yorgunluk, çarpıntı, kas ağrıları, kas seğirmeleri, kolay irkilme hali, dikkatini yoğunlaştıramama yaygın anksiyete bozukluğunun tipik belirtileridir. Kişi bu endişelerin aşırı olduğunu bilse bile kontrol etmekte zorlanır.
Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete) Nedir?
Sosyal fobi, bireyin topluluk içinde konuşma, yazma, yemek yeme, bir işi başkalarının önünde yapma gibi durumlarda küçük düşeceği, hata yapacağı ya da rezil olacağına dair yoğun korku yaşamasıdır. Bu korkuya kızarma, ses titremesi, kekeleme, nefes darlığı, çarpıntı ve bayılacak gibi olma hissi eşlik edebilir.
Genellikle ergenlik döneminde başlayan sosyal fobi, tedavi edilmediğinde erişkin yaşamda da devam eder. Utanılacak, hata sayılacak, rezil olmalarına neden olacak bir şeyler yapacaklarına dair yanlış bir inanıştan kaynaklanır. Bu inanışın temelinde kendilik algısının “Ben kusurluyum, yetersizim ve bu ortaya çıkarsa rezil olurum.” Temel inanışı bulunur. Adler ve Eric Berne’ün dediği gibi çocuk olma eksiklik, yetersizlik hissi içimizde yeşertir, yetişkin hayatına geçsek dahi içimizde yeşeren bu duygulardan sıyrılmak kolay değildir. Dış dünya eleştirel, yargılayıcı ve üstün yetenekli algılanır. Her zaman insanoğlu için sosyal hayat kaygı yaratan bir kaynak olmuştur. İfşa olmaktan ve dışlanmaktan korku doğal olarak içimizde var olur. Sosyal fobi yaşıyan bireyler için bu korkuyu aşmak zordur. Kişi, topluluk önüne çıkmaktan, karşı cinsle iletişim kurmaktan ya da iş yerinde yöneticileriyle konuşmaktan kaçınmaya başlar. Bu kaçınma davranışları zamanla iş hayatını ve sosyal ilişkileri olumsuz etkiler.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?
Travma sonrası stres bozukluğu, kişinin yaşamını tehdit eden ya da beden bütünlüğünü bozan bir olayla karşılaşmasının ardından ortaya çıkar. Trafik kazaları, fiziksel ya da cinsel saldırılar, askeri çatışmalar, işkence gibi olaylar bu duruma örnek verilebilir. Kişi, olay sırasında yoğun korku, çaresizlik ve dehşet yaşar.
Kişi çok sarsıcı bu olaydan sonra, zihninde travmanın tekrar tekrar canlanması, irkilmeler, kabuslar ve aşırı tetikte olma hali deneyimler. Travma sonrası stres bozukluğu flashback (yendiden yaşama) içerir. Durduk yere ortamda ki micro-çağrıştırıcı her hangi bir tetikleyici (ses, koku, görüntü, kelime, cümle) tekrar yaşama deneyimini başlatabilir. Dolayısı ile birey aşırı tetikte olma duygusu içerisinde, olaya dair çağrışım yapan her tür tetikleyiciden kaçınır. Belirtiler bir ay içinde düzelirse akut stres bozukluğu, daha uzun sürerse travma sonrası stres bozukluğu olarak adlandırılır.
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Nedir?
Obsesif kompulsif bozukluk; kişinin istemi dışında zihninde beliren, yoğun kaygı yaratan düşünceler, dürtüler ve düşlemler (obsesyonlar) ve bu kaygıyı azaltmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar (kompulsiyonlar) ile karakterizedir.
Obsesyon çeşitlerine örnekler,
- el sıkışmak ile hastalık bulaşacağına dair kuşkular,
- kapıyı kilitleyip kilitlemediğine dair şüphelenmeler,
- ocağı açık bırakıp bırakmadığına dair kaygılar,
- bir trafik kazasında birini yaralayıp yaralamadığına dair kuşkular,
- eşyaların düzenli ve simetrik olmamasından hissedilen yoğun bir sıkıntı duyma hissi,
- uygunsuz anlarda istem dışı aklına gelen küfür ya da cinsel içerikli açık saçık düşlemlerin canlanması
Obsesif düşünceler akılda belirdiğinde yoğun bir endişe ve kaygı yaratırlar. Birey bu yoğun kaygıyı ortadan kaldırmak ister. Mantıksal olarak obsesif düşüncesi ile alakası olmasa dahi bir takım törensel davranışlar yapmaya başlar. İçindeki yoğun kaygı ile bu şekilde baş etmeye çabalar. Başlarda bu basmakalıp eylemler ile kaygı azalıyor gibi olur. Fakat bu sefer de “Bu davranışları yerine getirme zorunluluğu hisseder.” ve yapmadığında yoğun bir kaygı duymaya başlar. İşte bu törensel eylemleri yerine getirme durumuna da kompülsiyon (Zorlantı) diyoruz.
Kompilsiyon çeşitlerine örnekler,
- El sıkışınca hastalık bulaşacağına dair takıntısı ile elini on defa yıkama, kaç kere yıkadığını unutunca baştan başlama,
- Ocağı açıp kapatarak tekrar tekrar kontrol etme,
- Kapıyı kitleyip kitlemediğini defalarca kontrol etme, bir türlü emin olamama,
- Aklına gelen küfürlü düşüncelerden korunmak için dua etme,
- Belirlediği sayı kadar sayarak tekrar etme gibi.
Tüm bu takıntıları ve zorlantıları bireyin kendisi de mantıksız bulur. Rahatsız olur. Fakat bir türlü engel olamaz. Durmadan yineleyen, zamanını çalan takıntı ve zorlantılardan oluşan kısır bir döngüye girer. OKB bireyin zamanla yaşamı bu döngü tarafından kuşatılır.
Kaygı Bozukluklarında Tıbbi Tedavi
Kaygı bozukluklarında tıbbi tedavinin ilk hedefi akut belirtileri yatıştırmaktır. İkinci hedef ise kalıcı bir iyilik hali oluşturmaktır. Oluşan bu iyilik halini kaybetmemek ve korumak gerekmektedir. Bedensel belirtiler genellikle birkaç ay içinde azalırken, düşünsel düzeydeki kaygı ve korkuların tedavisi daha uzun sürebilir. Bu nedenle anksiyete bozukluklarının tedavisi uzun soluklu ve düzenli takip gerektiren bir süreçtir.
Ayrıca bireylerin isteği hastalanmadan önceki sağlıklı yaşamına dönmektir. Fakat kaygı bozukluklarında nüks (hastalığın iyileşmeye başladığı sıralarda yeniden başlaması) ve iyilik oluşsa dahi düşük şiddette de olsa ara ara ortaya çıkan bulguların süreklilik kazanması sıkça görülür.
Nüks riski anksiyete bozukluklarında sık görüldüğünden, yalnızca ilaç tedavisi her zaman yeterli olmayabilir. Bu noktada bireysel psikoterapi ve grup terapisi çalışmaları tedavinin önemli bir parçası haline gelir. Amacımız, her bir bireyin içindeki sağlıklı parçayı desteklemek, geliştirmek ve hastalık öncesi işlevselliğine ulaşmasını sağlamaktır.
Bu sebepten dolayı olumlu ile çalışan psikodrama grupları kişinin hastalanmadan önceki sağlığına kavuşması için güzel bir araçtır. Kaygıyı tetikleyen durumlar için uygun ve yeni bir davranışın geliştirmesi adına grup çalışmaları güvenli ortam sağlar. Böylece, kaygılı birey hayatını yeniden düzenleyebilir. Ayrıca, bireydeki olumlu parçalar ile çalışan psikodrama grupları hastalıktan dolayı içindeki felaket senaryolarına odaklanan zihni yatıştırır ve kaygı bozuklukları hastalarının yeniden olumsuz ve olumlu yanları arasında denge bulmasını sağlar. Böylece normal bir yaşama yakın bir hayat sürme fırsatı tanır.
İzmir’de Kaygı Bozukluklarında Bireysel Terapi
Kaygı, Fritz Perls (Gestalt terapi ) göre organizmanın doğal düzenlemesinin bozulmasına
işaret eder. Kaygı şimdi ile gelecek arasında ki boşluktan doğar. Şimdi de olan deneyimden
kopulup insanın gelecekte olası tehditlere yönelik bir zihinsel tasarıma kaymasıdır. Kendimizi zayıf hissettiğimizde daha kontrolcü olmaya meyil ederiz. Baş edemediğimiz her
tasarım içsel gerilim ve kaygı yaratır sonucunda duygularımızı bastırırız.
Dış dünya da kaçındığımız her adım içimizde savunmasız hissetmeye ve kontrolcülüğe dönüşür. İzmir psikiyatri Dr. Olga Gökbulut ile birlikte güvenli ortamda kaygıya sebep olan bireysel zayıflıklarımı, kontrol ihtiyacımı, bastırdığım duygularımı ele alınır. Kişinin o an için içinde olduğu durumu anlamasına ve kendine özgü çözüm yolları üretmesine bayraklı psikitari Dr. Olga Gökbulut aracı olur.
Kaygı Bozukluklarında Psikodrama Gruplarının Tedavideki Yeri ve Sonuçları
- Psikodrama gruplarında, iyileşme öncelikle bir araya gelen kaygı hastalarının sadece tek başına olmadıklarını kavramaları ile başlar. Ortak bir dil halini almış olan hastalık bulgularını paylaşmak ve önyargılar olmadan anlaşılmak onları yakınlaştırır. Bu destekleyici ortam cesaretlerini artırır ve sahnede zorlandıkları durumu ele alma istekleri artar.
- Kaygı Bozuklukları, günlük aktivitelere odaklanmamızı bozar. Hasta bireyler akıllarının içinde süren bitmeyen bir içsel konuşmadan bahsederler. Bu olumsuz içsesler ile meşguliyet anda olana bitene odaklanmayı engeller. Hayata katılımı azaltır. Psikodrama grupları ile bu içsel konuşmalar azalır. Psikodrama sahnesinde bu iç seler canlandırılır. Kişinin korktuğu durum güvenli bir ortamda ele alması sağlanır. İç sesle yüzleşmek ve çatışmanın tamamlanması kaygıyı azaltır. Bu tecrübe kişinin günlük yaşamına bir ön hazırlık sağlar.
- Kaygıları olan hastaların başlangıçta odakları içlerindeki bir kaç olumsuz duygu ve düşüncedir. Yaşamın olumlu parçaları göz ardı edeilir. Oysa hayatlarında bir dolu olumlu şey yaşanmaktadır. Olumsuzluklar sadece kendi beyinlerinin ürettiği sanal korkulardır. Birey olumsuzdan zihnini uzaklaştırıp olumluya bakamadıkça olumluları unutmaya başlar. Psikodrama bu bozulan iç dengeyi yeniden kurmayı sağlar. Grup çalışmalarından sonra hastaların günlük hayatın içine dahil olduklarını ve hayattan yeniden zevk almaya başladıklarını gözlemleriz.
- Psikodrama gruplarına katılımdan önce kaygının yeniden ortaya çıkmasından duyulan korku içerisinde hayat küçülmüştür. Kaçınmalar artmıştır. Psikodrama grup çalışması aracılığı ile kaygı üstünde cesurca yapılan çalışmalar kaçınma davranışını azaltır. Cesaret artınca kaygıdan korku azalmıştır. Kaygıya meydan okumalar başlar.
- Kaygı bozuklukları, bireyi hayatını kısıtlamaya zorlar. Her şey kaygı artırıcı gibi algılanır ve kaçınmalar başlar. Bu kaçınmalar yoğunlaştıkça birey hayattan elini eteğini çeker. Yetiler, beceriler kaybedilir. Psikodrama grupları ile bu kaybedilen beceriler yeniden kazanılır. Bireyin sağlam parçası desteklenir. Deneyim oluşturma, güvenli alandan çıkışla yeniden aktive olur. Böylece kaybedilen yetiler yeniden kazanılır.
- Üstelik, salt tıbbi tedavi gören hastaların iyileşme süresini psikodrama gruplarıma devam eden hastaların iyileşme süresi ile karşılaştırma yapan çalışmalarda terapi alan hastaların daha hızlı iyileştiğini görülür. Tıbbi tedaviye terapi (psikodrama) eklendiğinde iyileşme süreci hızlanır.
- İyileşme medikal tedavi ile sağlandıktan sonra ilaç kesme dönemine gelinir. Bu dönemde en çok dikkat edilen husus hastalığın yinelemesidir (Nüks). Psikodrama gruplarına katılım nüks yaşanmadan ilaç kesmeyi mümkün kılar. Nüks, kaygı bozukluğu yaşamış bireylerde hayattaki stres yaratan olaylar ile kolayca tetiklenir. Psikodrama gruplarında bu durumlar canlandırılarak ele alındığı için nüks azaltır.
Kaygı azaltıcı psikodrama grupları hastaların içinde oldukları labirentten çıkış kaynağı olur. Kendi kaderlerini değiştirme fırsatı sunar.
İzmir Bayraklı’da Anksiyete Tedavisi
İzmir Bayraklı’da anksiyete tedavisi, kişiye özel değerlendirme, düzenli takip ve bütüncül yaklaşım ile yürütülmektedir. Doğru tanı, uygun tedavi planı ve psikoterapi (bireysel ve grup) desteği ile anksiyete bozukluklarında sağaltım mümkündür. Eğer kaygı, korku ve endişe hali yaşam kalitenizi düşürüyorsa, profesyonel destek almak iyileşme sürecindeki en önemli adımdır.


Randevu Al